1697 yılında İstanbul’un Üsküdar kadı sicillerine düşen bir kayıt, dönemin toplumsal kaygılarını olduğu gibi yansıtıyor: bir kadın, komşusunun evinin eşiğine gömdüğü kurşun levhayı ve üzerindeki sembolleri gerekçe göstererek mahkemeye başvurmuş. Dava, yüzyıllar sonra araştırmacıların elinde hem hukuk tarihi hem de halk inançları belgesi haline geldi.
\n\n
Kadı Sicilleri: Beklenmedik Bir Arşiv
\n
Osmanlı kadı mahkemeleri yalnızca ticaret ve miras anlaşmazlıklarını değil, büyü ve tılsım iddialarını da kayıt altına aldı. İstanbul kadı sicillerinin sistematik taranması üzerine yapılan akademik çalışmalar (özellikle Suraiya Faroqhi ve Madeline Zilfi’nin çalışmaları), 16–19. yüzyıllara ait düzinelerce büyü davasını gün yüzüne çıkardı. Bu kayıtlar, dönemin “lanetli” algısını resmi hukuk diliyle belgeleyen nadir kaynaklardır.
\n\n
En Yaygın Suçlama Türleri
\n
- \n
- Muska ve nüsha: Yazılı dua veya sembol içeren küçük kağıt parçaları, özellikle rekabet ve kıskançlık bağlamında suçlama konusu yapılırdı.
- Kurşun döküm: Hasta ya da kötü talihli birinin adına dökülen kurşunun “lanet tasarımıyla” yapıldığı iddiası.
- Mezarlık toprağı ve kemik: Eşiğe ya da avluya gömülen toprak veya kemik parçası, büyücülük delili sayılırdı.
- Boyalı yumurta ve ip düğümü: Sivil toplumda görece yaygın pratikler; mahkemeye taşındığında anlam ağırlığı artardı.
\n
\n
\n
\n
\n\n
Şüpheli Kim Olurdu?
\n
Suçlananların büyük çoğunluğu kadındır; bu, dönemin cinsiyetlendirilmiş güç ilişkilerinin doğrudan bir yansımasıdır. Ancak sicillerde erkek “sihirbaz” (sihirbaz veya rammal) olarak kayıtlı suçlular da yer alır. Zaman zaman gayrimüslim mahalle sakinleri, “ecnebi büyü” suçlamasına maruz kalmıştır — Rum, Ermeni ve Yahudi topluluk üyeleri bu tür davalarda orantısız biçimde yer almaktadır.
\n\n
Mahkeme Nasıl Karar Verirdi?
\n
İslam hukukunda sihirbazlık (sihr) teorik olarak ağır ceza gerektirir; ancak pratikte kadılar bu davaları farklı değerlendirirdi. Somut zarar kanıtlanamıyorsa — ve çoğunlukla kanıtlanamıyordu — davalar genellikle “ihtar” ile sonuçlanırdı. Bazı vakalarda sanığın mahallede yaşamaya devam etmesi toplumsal baskı karşısında sürdürülemez hale gelirdi ve fiilî sürgün mahkeme kararından önce gerçekleşirdi. Bu dinamik, modern linç psikolojisiyle yapısal benzerlik taşır.
\n\n
Bir Dava: 1743 Eyüp Kaydı
\n
Eyüp kadı sicillerinde 1743’e ait bir kayıt, yaşlı bir kadının komşusunun çocuğuna “göz değdirdiği” iddiasıyla yargılandığını aktarır. Delil olarak sunulan: çocuğun annesine ait bir bez parçası ve üzerindeki “anlaşılmaz” yazılar. Kadı, tıbbi bir açıklama istedi; yerel hekim çocuğun hastalığını doğal nedenlere bağladı ve dava düşürüldü. Bu örnek, akılcı çözüm arayışının tüm dönem boyunca var olmadığını değil; rastlantısal da olsa işlediğini gösterir.
\n\n
Modern Arşive Erişim
\n
İstanbul Kadı Sicilleri, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphanesi dijital arşivleri üzerinden kısmen erişime açılmıştır. Araştırmacı olmayan meraklılar için de sicillerin Türkçe transkripsiyonlarını sunan yayınlar bulunmaktadır. Tarihsel büyü kültürüne dair belgelerin önemli bir kısmı, hâlâ çevrimdışı arşivlerde bekliyor.
\n\n
Tarihin Lanetlisi: İnanç mı, Kontrol mü?
\n
Bu davaların çoğunda gerçek bir büyüden değil, sosyal gerilimin hukuksal dile çevrilmesinden söz etmek gerekir. Mülkiyet anlaşmazlıkları, miras kavgaları, kıskançlık — bunlar büyü suçlamalarının arka planında sıklıkla yer alır. Siciller hem şehrin karanlık inançlarını hem de bu inançların sosyal silah olarak kullanımını aynı anda belgeler. O yüzden bu kayıtlar yalnızca korku hikayesi değil; toplumun kendi içini nasıl gördüğünün aynasıdır.